SONUÇ
Son iki yüzyıldır iç savaşların gölgesinde kalan Lübnan’daki çatışmalar, hiçbir zaman sadece bir iç mücadeleden ibaret olmamış; daha ziyade bölgede güç dengesini kendi lehine çevirmek isteyen ülkelerin, Lübnan içindeki çeşitli grupları doğrudan veya dolaylı olarak birbirlerine karşı desteklediği/kışkırttığı bölgesel nüfuz mücadelesinin bir parçası olagelmiştir. Dolayısıyla etnik ve dinî parçalanmanın yanı sıra dış müdahaleler, iç savaşların patlak vermesinde, sürmesinde ve sona ermesinde büyük rol oynamıştır.
Bugün de benzer bir süreç yaşanıyor Lübnan’da. Ağustos 2004’te Lübnan Cumhurbaşkanı Emile Lahud’un görev süresinin uzatılmasına yönelik Suriye’nin yaptığı baskı, yepyeni bir süreci başlatmıştır. İlk olarak ABD ve Fransa öncülüğünde BM’de alınan 1559 sayılı karar, ardından da başbakanlıktan istifa eden Refik Hariri’nin Şubat 2005’te suikasta kurban gitmesiyle ülke bir kez daha karışmıştır. Dış güçlerin nüfuz mücadelesi, zaten etnik ve dinî farklılıklarla bölünmüş durumdaki Lübnan toplumunu, bu kez de Suriye taraftarlığı ve karşıtlığı etrafında kamplaştırmıştır.
Lübnan’da yine kin ve nefret tohumları atılıyor, yine birbiri ardına bombalar patlıyor, yine siyasetçiler ve önde gelen kişiler öldürülüyor... Müslümanların silahsızlandırılmasına yönelik uluslararası baskılar yoğunlaşırken, Hıristiyanlar hızla silahlan(dırıl)ıyor. Mevcut sorunlar yetmezmiş gibi Lübnan, bir de İsrail saldırılarıyla yerle bir oluyor. Ve Lübnan yeni bir kaosa sürükleniyor…
Yıllardır akan kanlara doymayanlar iki ellerini ovuşturup kaostan nasiplenecek olmanın mutluluğunu yaşarken, olan yine Lübnan’a ve “Lübnanlılar”a oluyor: hayatını kaybeden, yaralanan, sakatlanan ve yurdunu terk eden sayısız insan, milyarlarca dolar maddi zarar, güvensizliğin, kin ve nefretin artması, siyasi istikrarsızlık, insan hakları ihlalleri, sonu gelmez dış müdahaleler… Kısaca geleceği çalınan bir ülke ve umutlarını yitiren nesiller… İşte iç savaşların ve işgallerin gölgesindeki Lübnan!